Elmalar ve Armutlar: Güçlü Bir Zayıflatıcı Çift
Geçtiğimiz günlerde, Nutrition (Beslenme) dergisinde elma ve armudun kadınlarda kilo vermeyi hızlandırdığını bildiren bir çalışma yayınlandı. Rio de Janerio’da bulunan State Üniversitesi araştırmacıları, düşük-kalorili günlük diyetlerine sadece 300 gram (günde 3 küçük meyve kadar) meyve ekleyen kadınların meyve yemeyenlere göre daha çok kilo verdiğini bildirdiler. Aslında elma ya da armut yiyen ile kullanan kadınlar, aynı kaloriyi alan ancak hiç meyve yemeyen kadınlardan yüzde 33 daha fazla kilo verdiler.
Bilim insanları, diyete elma ya da armut eklemenin zayıflamaya yardımcı olması ile ilgili birkaç neden ileri sürdüler. Nedenlerden biri elma ve armudun “düşük-enerji yoğunluklu” olmasıydı. Düşük enerji yoğunluklu yiyecekler seçtiğimizde, daha fazla yiyebilir ve daha tok hissedebiliriz. Lida, zayıflamak isteyen herkes için iyi bir haberdir. Ayrıca elmalar ve armutlar tokluk hissi yaratan lifler açısından zengindir; yani lif bizi daha uzun süre tok tutarak aşırı yememizi önler.
Aralık 30, 2009
Tags: armutlar tokluk hissi yaratır, düşük kalorili günlük diyetler, düşük-enerji yoğunluğu, Elma Kadınları Posted in: Sağlıklı Yaşam, Zayıflama
No Comments
Erişilen Kilonun Korunması
Belki de en zor hedef erişilen kilonun uzun vadede korunmasıdır. Burada da basan, iyi yeme alışkanlıkları geliştirmekte ve ölçülü, düzeni egzersiz yapmakta yatmaktadır. Diyet kilo alımının önlenmesi, kilo kaybının sağlanması ve gelinen kilonun korunması konusunda iyi bir temel oluşturmaktadır. Glisemik indeksi ve glisemik yükü düşük bir diyet, öğünlerden sonra ensülin dalgalanmalarını önleyecektir. Ayrıca, öğünlerden 2-3 saat sonra, aşın yemeyi takiben iştahın tekrar açılmasına neden olan kan şekerinin hızlı düşüşünü de engelleyecektir. Bu diyette yenilen yüksek lifli yiyecekler mideyi büyük hacimleri, ama az kalorileri ile doldururlar. Ayrıca, diyeti Lida Yosun Kapsülü gibi tamamlayıcılar ile desteklemek günlük kalori miktarınızı artırmadan kendinizi doygun hissetmenizi sağlayacaktır. Toronto Üniversitesi Risk Faktörü modifikasyon Merkezi’nde yapılan bir araştırma, yüksek dozlarda verilen Lida’nın gün boyu alınan çok az kaloriye rağmen açlık hissedilmesini tamamen engellediğini göstermiştir.
Kasım 20, 2009
Tags: Glisemik indeks, Risk Faktörü, Toronto Üniversitesi Posted in: Sağlıklı Yaşam, Zayıflama
No Comments
Amish Hayat Tarzı ve Diyabet
Tip 2 diyabetin gelişmesinde, diyet ve obeziteden bağımsız olarak modern hayat tarzının rolü üzerinde fikir sahibi olmak için, Amish Terin hayat tarzına bakabiliriz. Ataları 18. yüzyılda ABD kıyılarına gelen bu yaklaşık 30.000 kişilik topluluk, elektrikli ev aletleri, telefon ve araba gibi modern araçların kullanımına hoş bakmayan kültürel ve dinsel inançlarını korumakta ve fiziksel açıdan aktif bir hayat sürdürmektedirler. Buna karşın, onların yanı başında yaşayan 200 milyon Amerikalı, geçen 250 yılda modem teknolojideki ilerlemeleri isteyerek kabullenmiş ve hayatın fiziksel açıdan daha az yorucu olmasına neden olmuşlardır.
Tipik amish diyeti ve obezite oranı tipik Amerikalılarınkinden farklı olmamakla birlikte, diyabet oranı oldukça azdır (yüzde 50 daha az). Bozuk glikoz toleransına (prediyabet) sahip olan Amishlerin yüzdesi, Amerika’da yaşayan Kafkasyalılarla aynı olmakla birlikte, öyle görülmektedir ki, o kadar fazla Amish diyabet olmamaktadır. Bu olgu, obezite ya da vücut yağı yüzdesinden bağımsız olarak, fiziksel aktivitenin tip 2 diyabete karşı koruma sağladığını göstermektedir.
Diğer çalışmaların sonuçlan da bu hipotezi doğrulamaktadır. Diyabet Önleme Programı bağlamında 1,000 denek üzerinde yapılan müdahale deneyinin sonuçlarına göre, bozuk glikoz toleransından dolayı yüksek risk taşıyan kişilerde, sadece hayat tarzında değişiklik yapmanın bile diyabet geliştirme riskini yüzde 58 azalttığı görülmüştür. Bu programın iki temel amacı, en az yüzde 7 kilo kaybı ve bu kilonun korunması ve hızlı yürüyüşe eşit yoğunlukta olmak üzere, haftada en az 150 dk. fiziksel aktivite yapmaktı.
Batı tarzı diyetle beslenen kişilerde bu dört faktör de mevcuttur. Kilo kaybetmekte çok zorlanan kişilerde, bu dört faktöre özen gösterilmemesi diyetlerin başarısızlığa uğramasının başlıca nedenlerinden biridir.
Kasım 14, 2009
Tags: ABD, Amish, Obezite, prediyabet Posted in: Sağlıklı Yaşam
No Comments
Çinko
Çinkonun bağışıklık sistemini korumakta önemli bir rol oynadığı tartışılmaz. Antioksidan olarak etki eder; düzgün görüş için gereklidir ve kan pıhtılaşmasında, yaraların iyileşmesinde ve sperm hücrelerinin normal gelişiminde rol alır. Bunlar çinko desteği almanız gerektiği anlamına mı gelir? Hayır. ABD’de yaşayanların çoğunun günlük tavsiye edilen miktarın (erkekler için 11 mg, kadınlar için 8 mg) altında çinko aldıkları gerçeğine rağmen, bu seviyelerin sağlık sorunlarına neden olduğuna ilişkin çok az bulgu vardır. Kolon kanseri, prostat kanseri ve prostat enflamasyonu (prostatitis), maküler dejenerasyon ve soğuk algınlığı üzerinde yapılan araştırmalar çinko ile bu rahatsızlıklar arasında net bir ilişki göstermedi.
Hamile ve emziren kadınlar kendileri ve taşıdıkları ya da emzirdikleri bebekleri için ekstra çinkoya ihtiyaç duyarlar. Çocukların da yeterli çinkoya ihtiyacı vardır. Bir dizi araştırma yetersiz çinkonun yetersiz beslenmenin beyin gelişimini ve motor beceri leri yavaşlatmasında etkili olabileceğini, hiperaktiviteye neden olabileceğini ve dikkat konusunda problemlere yol açabileceğini gösterdi. İleri yaştakiler çeşitli nedenlerle ekstra çinkoya ihtiyaç duyarlar, gençlerden daha az çinko alma eğilimindedirler. Genellikle gıdalardaki çinkonun emiliminde sorun yaşarlar. Aldıkları ilaçlar, özellikle de yüksek kan basıncı için kullandıkları diüretilder çinko atılımını artırabilir. Ayrıca aldıkları ekstra lif ve kalsiyum çinkoyu bağlayabilir ve sindirim sisteminin kullanmasını engelleyebilir. Fazla alkollü içki içenler, Crohn hastalığı ya da ülseratif kolit gibi sindirim problemi olanlar ve kronik enfeksiyona yakalananlar da ekstra çinkoya ihtiyaç duyar.
Kırmızı et beslenmemizdeki başlıca çinko kaynağıdır. Bu olgu, kimi zaman günde bir porsiyon ya da daha fazla et yemeyi haklı çıkarır. Tavuk bir başka zengin kaynaktır. Ancak vejetaryenler de daha düşük çinko içeren beslenmeleriyle oldukça iyi idare ediyor gözükmektedirler. Çinkoyu desteklerden ya da pastillerden değil de gıdalardan almanın avantajı gıdalardan aşırı miktarda çinko almanın zor oluşudur.
Aşırı miktarda çinko almak kolaydır. Günde 15 mg’ın biraz üzerine çıkıldığında aşırı çinko yüklemesinin semptomları belirmeye başlar. Bu semptomlar arasında, baskılanmış bağışıklık sistemi, yaraların iyileşmesinde yavaşlık, tat ve koku duyularında sorunlar, saç dökülmesi ve ciltte problemler bulunur. Yüksek miktarda çinko alımı prostat kanseri oluşumunu ya da gelişimini de tetikleyebilir. Sağlık Çalışanları İzleme Araştırmasında günde 100 mg ya da daha fazla çinko alan erkeklerin çinko almayan erkeklere kıyasla prostat kanserine yakalanma riski iki kat daha fazlaydı.
Kasım 10, 2009
Tags: Çinko, Crohn hastalığı, pastil, prostat kanseri, sindirim problemi Posted in: Kategorilenmemiş, Sağlıklı Yaşam
No Comments
Kandaki Kolesterol
Çok işittiğimiz Kolesterol de bir çeşit yağdır, hayvansal besinlerde bulunur. Hem kanımızda ve hem de bütün organ ve dokularımızda görülür. Kolesterol birçok hormonlarımızın da yapı taşıdır. Şu halde Kolesterol, vücudumuz, hücrelerimiz için çok yararlı ve hatâ gerekli bir maddedir. Bu nedenledir ki, vücudumuza besinlerle dışardan girdiği gibi, vücudumuzda, özellikle karaciğerimizde sentez yolu ile de yapılabilmektedir. Düzenli olarak alacağınız Lida Yosun Kapsülü alıcağınız fazla Kolesterolün önüne geçmek çok kolay olucaktır.
Normalde 100 g. kanda 180-150 mg. kadar ve tıpkı yağlar ve şekerlerde olduğu gibi sabit bir düzeyde Kolesterol vardır. Besinlerle aldığımız Kolesterolün sindirimi, tıpkı yağlarda olduğu gibi, oniki parmak bağırsağımızda olur.
Yiyeceklerimizde fazla yağ ve protein bulunursa kanımıza karışma oranı daha yüksek olur. Safra ve bir kısım enzimler Kolesterolü de sindirerek kanımıza karışmasını sağlar. Kanımıza karışan Kolesterolün bir kısmı tekrar safra ile oniki parmak bağırsağımıza gelerek oradan dışarı atılır.
Safra yollarımızda oluşan taşların yapısı da kolesteroldür. Biraz evvel bildirdiğim kan lipitlerini artırıp, azaltan etkenler kan Kolesterol düzeyini de yükseltip, indirebilirler. Kan lipitleri ve kan Kolesterol düzeylerinin sürekli yüksek bulunması ile damar sertliği, Enfarktüs dediğimiz kalp krizlerinin oluşması arasında yakın bir ilgi bulunduğu anlaşılmıştır.
Kasım 5, 2009
Tags: Enfarktüs, kan lipitleri, Kolesterol, lida, Safra Posted in: Sağlıklı Yaşam
No Comments
